Biliyor musun? Bilmiyorum...
Biliyor musun? Bilmiyorum... İnsan bazen bir cümleye böyle başlıyor işte. Soruyu soran da kendisi, cevabı veren de. Bir yanıyla anlatmak istiyor, diğer yanıyla ne anlatacağını bilmiyor. Belki de büyümek dediğimiz şey, cevapları çoğaltmak değil; bazı soruların cevapsız kalacağını kabullenmek. Eskiden her şeyden emindim. Doğrunun ne olduğunu, kimin haklı olduğunu, neyin sonsuza kadar süreceğini bildiğimi sanıyordum. Sonra zaman geçti. İnsanlar değişti, şehirler değişti, ben değiştim. Kesin sandığım şeylerin çoğu dağıldı. Geriye büyük cümleler değil, küçük tereddütler kaldı. Ne tuhaf değil mi? İnsanlar bilmediklerini söylemekten çekinir. Sanki her konuda bir fikri olmak, her soruya bir cevabı bulunmak zorundaymış gibi yaşarlar. Oysa zaman gelip elime bir ayna tutuşturdu ve yüzüme karşı güldü. Mesela bazı insanların kalacağını biliyordum. Gitmişler. Bazı yaraların geçeceğini biliyordum. İz bırakmışlar. Bazı sözlerin unutulacağını biliyordum. En çok onlar aklımda kalmış. Demek ki bilmek ded...