GÜNTÜLÜ
MAVİ BİR GÜNDÜZ RÜYASI
Önce denizi yarattılar...
Yetmedi.
Göğü serdiler yeryüzünün üstüne.
Yine yetmedi.
Çünkü ikisinin de eksik bıraktığı bir mavi vardı.
Sonra...
Tanrılar, Ege'nin en derin suyundan bir avuç ışık aldılar.
Zeus, şimşeğinin son parıltısını bıraktı içine.
Poseidon, dalgalarının en mağrur rengini.
Athena, bilgeliğinin sükûtunu.
Apollon ise gün doğmadan hemen önce
göğün bağrında asılı kalan o tek damla maviyi...
Ve hepsini, bir çift göze emanet ettiler.
İnsanlar ona "Güntülü" dedi.
Ben ise...
Mavinin yeryüzündeki bahanesi.
Bir baktı...
Deniz, kıyıya vurmayı unuttu.
Martılar kanat çırpmayı.
Rüzgâr, adını anmadan esmeyi kendine yakıştıramadı.
Anlatırlar...
Argonotlar, Altın Post'un peşine düşerken rotalarını yıldızlarla değil,
henüz yaratılmamış o gözlerin vaadiyle çizmiş.
Odysseus yıllarca dönememiş yurduna.
Kimileri denizi suçlamış.
Kimileri tanrıları...
Ben inanmadım.
İnsan,
ömründe bir kez böyle bir maviye rastlayacağını hissederse,
hangi liman,
hangi yurt,
hangi zafer geri çağırabilir onu?
Şimdi anlıyorum...
Deniz neden mavi.
Gökyüzü neden mavi.
Çünkü ikisi de,
Güntülü'nün gözlerine benzemeye çalışan
eski ve başarısız taklitler.
Ve tanrılar...
Belki de ilk kez,
yarattıkları bir güzelliğin karşısında
kendi kudretlerini yetersiz buldular.
O günden sonra ölümlüler maviyi,
gökyüzünde ve denizlerde aradı.
Ben Güntülün'de.
Parmaksız Piyanist

Yorumlar
Yorum Gönder